Hilmi Yarayıcı’nın güçlü ve kendine özgü yorumuyla hayat bulan “İstanbul Havası – Duy Gönlümün Avazını”, hem sözleri hem de ezgisiyle dinleyeni ilk anda kendine bağlayan nadir eserlerden biridir. Muzaffer Gezer’in söz ve müziğini üstlendiği eser, aşkın sarhoşluğunu, İstanbul’un büyülü rüzgârını ve sevdanın içten dalgasını aynı potada eritiyor.
“Duy gönlümün avazını / Al eline sazını” dizeleri, halk müziğinin asil yalınlığıyla başlayan bir çağrıdır. Sazın teline vurdukça sarhoş olan geceler, yıldızların raksıyla genişleyen gökyüzü, şarabı aşk olan bir muhabbet sofrası… Eser, sevdanın hem en derin hem de en coşkulu yanlarını ustaca işliyor.
“Olmasın hiç sabahlar / Başımızda essin kavak yelleri” dizesi ise aşkın bitmesini istemeyen o sonsuzluk arzusunu dile getiriyor. Sanki zaman duruyor, İstanbul’un rüzgârı kalbe dokunan bir nefes gibi esiyor.
Muzaffer Gezer’in kaleme aldığı sözler, Anadolu şiirselliğini modern bir duyarlılıkla buluştururken; Hilmi Yarayıcı’nın sesi bu duyarlılığı büyütüyor, derinleştiriyor. İstanbul’un sokaklarından, rıhtımlarından, gecelerinden doğan bu melodi, dinleyeni hem kendi içine hem de şehrin ruhuna doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
Şarkının ikinci bölümünde yer alan:
“Al ömrüm senin olsun
Sür yoluna çorak toprak
Bizle bağ bahçe olsun”
dizeleri ise teslimiyetin, sadakatin ve sevdanın dönüştürücü gücünün en naif ifadesi. Çorak bir toprak bile sevdiğinle birlikte yeşerir, bağ bahçeye döner; çünkü aşk, insanın yüreğine bereket veren bir yağmur gibidir.
“İstanbul Havası”, hem aşkı hem şehri hem de insanın içindeki sonsuz özlemi anlatan; Hilmi Yarayıcı’nın da yorumuyla müzikal hafızada kalıcı bir iz bırakan güçlü bir eserdir.
Faik Taş

